Kaygı ile Başa Çıkma: Kaygıyı Anlamak ve Terapi Süreci

Kaygı, zaman zaman herkesin deneyimlediği doğal ve işlevsel bir duygudur. Bir sınava hazırlanırken, önemli bir görüşme öncesinde ya da belirsiz bir durumla karşılaştığımızda hissettiğimiz tedirginlik, zihnin ve bedenin olası zorluklara hazırlanma biçimidir. Ancak kaygı; yoğunluğu, süresi ve günlük yaşama etkisi bakımından belirli bir düzeyi aştığında iş, okul, ilişkiler ve genel iyi oluş gibi alanları zorlayabilir.
Bu yazıda kaygının ne olduğunu, hangi durumlarda bir kaygı bozukluğundan söz edildiğini ve terapi sürecinde kaygının nasıl ele alındığını genel hatlarıyla bulabilirsiniz.
Kaygı Nedir?
Kaygı, gelecekte olabileceği düşünülen olumsuz bir duruma ilişkin endişe, gerginlik ve huzursuzluk hâlidir. Korku genellikle o anda var olan ya da yakın olduğu düşünülen bir tehlikeye verilen duygusal tepkiyken, kaygı daha çok henüz gerçekleşmemiş ya da belirsiz olan durumlara yöneliktir.
Belirli bir düzeydeki kaygı, dikkatimizi toplamamıza ve harekete geçmemize yardımcı olabilir. Bu nedenle kaygının varlığı tek başına bir sorun olarak görülmez. Belirleyici olan; kaygının duruma göre orantılı olup olmadığı, ne kadar sürdüğü ve kişinin yaşamını ne ölçüde etkilediğidir.
Kaygı Belirtileri Nelerdir?
Kaygı yalnızca zihinde değil, bedende ve davranışlarda da kendini gösterebilir. Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) kaygı bozukluklarına ilişkin bilgi notunda yer alan belirtilerden bazıları şunlardır:
- Konsantre olmakta ya da karar vermekte güçlük
- Gerginlik, huzursuzluk ya da çabuk sinirlenme
- Mide bulantısı veya karın bölgesinde rahatsızlık
- Kalp çarpıntısı
- Terleme, titreme ya da sarsılma
- Uyku sorunları
- Yaklaşan bir tehlike, panik ya da felaket hissi
Kaygı yaşayan kişiler, kaygı uyandıran durumlardan kaçınma eğilimi de gösterebilir. Kaçınma kısa vadede rahatlama sağlasa da zamanla kişinin hareket alanını daraltabilir.
Bu belirtilerin bir kısmı farklı tıbbi durumlarla da ilişkili olabilir. Bu nedenle bedensel belirtilerin değerlendirilmesinde hekim görüşü önemlidir.
Kaygı Ne Zaman Kaygı Bozukluğu Olarak Değerlendirilir?
Kaygı bozukluklarında kaygı, durumun gerektirdiğinden çok daha yoğun yaşanır, uzun süre devam eder ve kişinin günlük işlevselliğini belirgin biçimde etkiler. DSÖ verilerine göre kaygı bozuklukları, dünyada en yaygın görülen ruhsal bozukluklardır: 2021 yılında dünya genelinde yaklaşık 359 milyon kişinin bir kaygı bozukluğu yaşadığı tahmin edilmektedir. DSÖ, etkili tedavi seçenekleri bulunmasına rağmen ihtiyacı olan her dört kişiden yalnızca yaklaşık birinin herhangi bir tedaviye ulaşabildiğini de belirtmektedir.
Kaygı bozukluğu tanısı; belirtilerin türü, süresi ve yarattığı etki ayrıntılı biçimde değerlendirilerek yalnızca yetkin bir ruh sağlığı profesyoneli tarafından konulabilir. Bu yazıdaki bilgiler kendi kendine tanı koymak için kullanılmamalıdır.
Kaygı Bozukluğu Türleri
Ruh sağlığı alanında yaygın olarak kullanılan sınıflandırma sistemlerinden biri olan DSM-5-TR'de kaygı bozuklukları başlığı altında yer alan başlıca tanılar şunlardır:
- Yaygın kaygı bozukluğu: En az altı ay boyunca, çoğu gün yaşanan; birçok farklı konuya ilişkin ve kontrol edilmesi güç endişe hâli
- Panik bozukluk: Beklenmedik biçimde tekrarlayan panik atakları ve yeni ataklar yaşanacağına dair süregen endişe
- Sosyal kaygı bozukluğu: Başkaları tarafından değerlendirilme ya da olumsuz yargılanma korkusunun sosyal ortamlarda belirgin sıkıntıya yol açması
- Özgül fobiler: Belirli bir nesne ya da duruma (örneğin yükseklik, hayvanlar, kan) karşı yoğun ve orantısız korku
- Agorafobi: Kaçmanın zor olabileceği ya da yardım alınamayacağı düşünülen ortamlara ilişkin yoğun kaygı
- Ayrılık kaygısı bozukluğu: Bağlanılan kişilerden ayrılmaya ilişkin, gelişim dönemiyle uyumlu olmayan yoğun kaygı
- Seçici konuşmazlık (selektif mutizm): Kişinin başka ortamlarda konuşabilmesine rağmen okul gibi belirli sosyal ortamlarda sürekli olarak konuşamaması
Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) ve travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) da kaygıyla ilişkili belirtiler içerir; ancak DSM-5 ile birlikte ayrı tanı gruplarında sınıflandırılmaktadır.
Terapi Sürecinde Kaygı Nasıl Ele Alınır?
DSÖ, psikolojik müdahaleleri kaygı bozukluklarının temel tedavi yaklaşımları arasında sayar ve farklı kaygı bozukluklarında en fazla bilimsel kanıta sahip psikolojik müdahalelerin bilişsel davranışçı terapi (BDT) ilkelerine dayananlar olduğunu belirtir.
BDT temelli bir terapi sürecinde genellikle şu başlıklar ele alınır:
- Kaygının nasıl ortaya çıktığının ve neden sürdüğünün danışanla birlikte anlaşılması (psikoeğitim)
- Kaygıyı besleyen düşünce, yorum ve inançların fark edilmesi ve birlikte değerlendirilmesi
- Kaçınma davranışlarının kaygının sürmesindeki rolünün incelenmesi
- Kişinin ihtiyaçlarına ve yaşam koşullarına göre belirlenen hedeflerin düzenli olarak gözden geçirilmesi
Terapide hangi yöntemin kullanılacağı ve sürecin ne kadar süreceği; kişinin yaşadığı zorluklara, belirtilerin şiddetine ve hedeflerine göre değişir. İlaç tedavisi ise yalnızca psikiyatri uzmanı hekim tarafından değerlendirilebilecek bir konudur.
Ne Zaman Destek Almak Önemlidir?
Kaygı uzun süredir devam ediyorsa; uyku, iş, okul ya da ilişkiler gibi alanları belirgin biçimde etkiliyorsa veya kişi kaygı nedeniyle pek çok durumdan kaçınır hâle geldiyse, bir ruh sağlığı profesyoneliyle görüşmek durumun doğru değerlendirilmesi açısından önemlidir.
Terapi süreci hakkında bilgi almak için yetişkin terapisi ve ergen terapisi sayfalarını inceleyebilir, online veya yüz yüze görüşme için randevu sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
Kaynaklar
- Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ). Anxiety disorders (bilgi notu)
- Amerikan Psikiyatri Birliği (APA). Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, Fifth Edition, Text Revision (DSM-5-TR), 2022
Terapi süreci hakkında bilgi almak ister misiniz?
İstanbul'da yüz yüze veya online görüşme seçenekleri için randevu sayfasını ziyaret edebilir ya da ilgili çalışma alanımı inceleyebilirsiniz.
